Ahmet Başar’ın çalışmaları, soyut dışavurumcu bir dille var olanın hikâyesini katmanlar aracılığıyla çözen, renk ve geometrinin grafik anlatımıyla örülmüş şiirsel kartografyalardır. Buluntu materyallerin gazete, harita, afiş, fotoğraf kesilip yapıştırılmasıyla oluşan kolajlar, renkleri Horasan harcı gibi bir arada tutan dokunuşlarla hem belleği hem mekânı yeniden inşa eder. Resimleri izleyiciyi tek anlamlı okumadan uzaklaştırıp çoklu okumalara, oyun ve keşfe davet eder; Imigrasyon gibi işlerinde gündelik ve toplumsal meseleleri karışık tekniklerle görünür kılmaktan çekinmez. Böylece Başar, geçmişin kırıntılarını, ritimlerini ve izlerini bir araya getirerek hayatın küçük parçalarını büyük bir resme dönüştüren bir görsel dil kurar.
Ahmet Başar’ın resimleri soyut dışavurumcu akımı yansıtıyor. Renk, başlı başına bir soyutlama öğesi; form, temsil ve perspektifi reddeden bir araca dönüşüyor. Başar’ın 2021 yılı öncesi çalışmaları ise ağırlıklı olarak kolaj ve illüstrasyonlardan oluşuyor. Bu çalışmalarında malzeme albüm kapakları, konser biletleri, dergiler, fotoğraflar ve çeşitli basılı materyallerden yırtarak, keserek ya da kopartarak elde ettiği parçalar. Eser, bu parçaların yeniden birleştirilmesi, yapıştırılması, yan yana getirilmesi; boyanarak ya da çizilerek aralarındaki ilişkiyi ya da ayrışmayı, bütünlüğü ya da parçalanmayı göstermesinden oluşuyor. Gazete kâğıdı ya da haritanın resmin zemini olan çalışmalarında insan figürleri, harfler; hazır bir metnin karalanan kelimeleriyle yeni bir anlama getirilen cümleler ve hazır bir görselin yeniden çizilmesiyle yeni bir biçim kazanması Başar’ın eserlerinde, bir fikrin ya da bir ruh hâlinin resmine dönüşüyor.
Resimlerinizde renk ve düzlem ilişkisi kadar geometri ve grafik düzenin de kendine özgü dili hissediliyor. Bu bileşenler üzerinden baktığımızda, kendi sanatınızı ve eserlerinizi nasıl tanımlarsınız?
Eserlerim, sınırları belli bir alandan ve süresi belli bir zamandan yer ve an notları içerir. Karmaşadan çıkan katmanlar ve anın sabitlenmesinden oluşurlar. Resimlerimin temelinde geometri ve grafik tasarım teknikleri var, evet. Boşluğu, resmi dolduran bir öğe olarak kullanıyorum. Renk, eski duvarlardaki taşları birleştiren Horasan harcı gibi, soyut formları bir arada
tutuyor. Resmin, naif, tamamlanmamış, saf halde olması gerektiğini düşünüyorum, dokuma bir halı gibi el işi olduğunu sergilemeli; önemli olan, bütünlük, desenler ve kompozisyon. Grafik tasarımda belirli bir dert, süre ve alan var. Onu en kısa, anlaşılır, akılda kalıcı, farklı, benzersiz, güzel ve etkili
anlatmaya çalışıyorsun. Problemin, daha doğrusu işin başladığı bir nokta var. Orada sözü azaltmayı, çoğaltmayı, alanı kullanmayı, karartmayı, yaymayı, çoğaltmayı, boş bırakmayı, sessiz olmayı, bağırmayı öğreniyorsun. Resimde de benzer şeyler var ama resimde dışarıdan gelen herhangi bir başlangıç noktası yok. Başlangıç noktasını, alanı ve malzemeyi kendin seçiyorsun.
Renk ve düzlem ilişkisini resmediyorum. Var olanın hikâyesini anlatıyorum. Bir şarkı, kişi, hatıra, durum, hayvan, vadi, ağaçlık, manzara, körfez, zaman, o an yaşanan bir şey… Resmimin öğeleri, nedenleri oluyor. Bir haritaya bakar gibi, ters çevrilse de bozulmayan, kuş bakışı izlenebilen
resimler yapıyorum. Çalışmalarımda bir toplayıcılık yanı var. Geçip giden bir mevsim, yaşanmışlıklar, bırakılmış, artık kullanılmayan nesnelerden parçalar, binadan, sokaklardan, müziğin içinden ses, ritim, şehir parçalarının birleştiği iki boyutlu
bütünlüğü resmediyorum. Bu tasarımlarda, belli bir şekli göstermek,
belli bir anlamı buldurmak gibi bir kaygı karşımıza çıkmıyor, öyleyse…Birden fazla anlama gelebilen formlarla, izleyiciye kendi zamanında ve anında bir karşılaşma, düşünme, şekillendirme,
anlamlandırma alanı bırakıyorum. Belirgin formlar resmi öldürüyor. Resim, daha önce yapılmış olmamalı, bir formu ifade etmemeli, farklı biçimde gösterebilmeli. Aynılıktan ayrılarak, bütünden, bilinenden, tanımlı ve verili olandan koparak, parçalanarak ama var olan parçaları birleştirerek
izleyenin biçimlendirmesine, farklılıklarını ifade etmesine izin veren nitelikte olmalı. İzleyiciye, bir şekli göstermek, bir anlamı buldurmak gibi bir kaygım yok…Bu şekilde bir oyun kurup aynı zamanda izleyici oyuna davet eden resimler yaratıyorum.
Bu “oyun” için sizi neler motive ediyor?
Bir şeyi yapabildiğini görmek bir motivasyon. Onu bir daha yapmak, gösterebilmek, yayabilmek… Hayatını onunla devam ettirebilmek bir motivasyon. Beğenilmek, takdir edilmek, insanların hoşuna gitmesi… Matisse benim için bir motivasyon mesela. Daha önce yapılmış güzel resimler… Onlar yapmış, ben de yapabilirim, daha iyisini yapabilirim gibi bir motivasyonum var. Yarış, rekabet, oyun motivasyonu bu. Bu oyuna malzemelerinizi de dahil ediyorsunuz. “Imigrasyon” renklerin ve çizgilerin akışında karışık bir tekniğin ürünü olarak karşımıza çıkıyor. Adı ile bizi, geçmişten günümüze güncel bir soruna-alana yönlendiriyor. Bu da “düşüncenin bir tasarımı” mı ya da
günlük olup bitenlerin… Şöyle söyleyebiliriz belki; toplumsal bir durum, yolda gördüğüm bir şey, insan ilişkisi, bilimsel bir makale resmin ya da düşüncenin başlangıç noktası olabiliyor. Düşündüğüm şeyin resmini yapmaktansa, düşünürken resim yapıyorum. Resim, oyun oynama, bir şey söyleme aracı -Imigrasyon gibi- onu görülebilir, erişilebilir, algılanabilir hâle getiriyorum. “Imigrasyon”, kağıt bir malzeme olan deniz seyir haritasının üzerine karışık teknik -kolaj, akrilik, keçeli kalem boya, ekolin, markör- ile 2007 yılında çalıştığım bir resim. Kolajda malzemenin bulunması, yapılması, asılması, insanlara gösterilmesi, onun başka bir şeye dönüşmesi, yeni bir duruma yol açması durumu var. Tüm bu aşamaları baştan sona yapa yapa öğrendim. Çünkü bu bir süreç. Yapıp sakladığım şeyler değil, yapıp yaydığım şeyler; benim bir parçam, aile albümüm gibi, benim kendi fotoğraflarım, onlar benim; biraz etrafım, biraz arkadaşlarım, yaşadıklarım… İşte beslendiğim şeyler bunlar. Resim ya da (benim) resmim; günlük olup bitenler, ihtiyaçlar, insanlar, gördüklerim, kestiklerim, yapıştırdıklarım,çizdiklerim, boyadıklarım; gazetedeki şiir köşesi, sokaktaki tabela, market poşeti, gökyüzünde koyuna benzeyen bir bulut, renkler ve onlara bir anlam yükleme oyunu.
“Imigrasyon - Göç” çoğu zaman kişinin kendi isteğinin dışında, bir bütündenbütünleşmeden kopup, parçalanarak dağılması durumu… Bütünleşmek ve parçalanmak kavramları hakkında neler söylemek istersiniz?
Evet, bazı resimlerimin bir başlangıcı, gidişatı ve sonu var; hikâye gibi giriş, gelişme,
sonuç var. Bazılarında da bir yığını, durumu ya da formu anlaşılmaz hâle getiriyorum.
Bazen okutma, bazen de okutmama derdim var. Resimler dört bir yönden başlıyor, bazısı bir hikâyeye dönüşüyor, bazısı parçalanıyor. Biri içe, diğeri dışa doğru. O alanın etrafında geçirdiğim zamanın yansımasından ibaret. Bu durum, resimler oluşurken ortaya çıkıyor, bugün bu konuyu parçalayayım diye asla başlamıyorum. Bazen eskiz fikrim oluyor. Bir konu, cümle, harf, kızdığım ya da sevdiğim bir husus, bir renk üstüne çalışıyorum. Bu nedir, nereden gelmiştir, diğer dillerde yerlerde nasıldır, daha önceden yapılmış mı? Bu bazen karışmış bir yumağa, bazen açılmış bir ipe
dönüşebiliyor. Bir düşünceyi, bir ruh hâlini resmediyorum.
Deniz seyir haritasının üzerindekiler -çocuklar, kadınlar, erkekler- dört bir yandan geliyor ve dört bir yana dağılıyor.Tablolarınızda merkezi oluşturan nedir?
Bazı resimlerimin yönü var, çünkü kendi içinde bazı hikâyeler ve ipuçları içeriyor. Çünkü orada seçilen nesneler oluyor, bir ev, tabut, tekne gibi. Onu kerteriz alıyorsun ve hikâye ona göre daha rahat akıyor. Bazılarında yön yok, dört taraftan da farklı okumalar içerebiliyor, kerteriz alınacak
nokta, merkez yok. Resimlerimi uçaktan aşağıya, tarlalara bakar gibi yapıyorum, yeryüzünü kuş bakışı görüyorum, bazılarında ise dağların arasından ufka bakıyorum. Kolaj işlerimde ise merkez var, bir fotoğrafa, afişe bakarmış gibi bakıyorsun. Son dönemlerde kolaj pek yok çünkü yeni bir şey
söylemek, oyunu genişletmek istedim. Merkezi, yönü belli olan bir iş yaptığımda, yeni bir şey söyleme şansımın azaldığını hissettim. Yönsüz ya da çok yönlü bir işte birden fazla hikâyenin bir arada olabildiği yeni bir şey yaratıyorsunuz. İzleyiciye bir keşif alanı açmak keyif veriyor. Bu hem
kendinize meydan okuma hem de resimlerin meydan okuması…
Çünkü sokağa çıkarttığınız bir resim meydan okumalı, yeni bir şey söylemeli.
“Ahmet Başar’ın yapıtları geniş
formatlı, çoğu zaman büyük boyutlu
soyut resimlerdir. Çalışmalarını
genellikle tuval üzerine karışık
teknikle üretir. Sanatçı, birden
fazla anlama gelebilen formlarla,
izleyiciye bir karşılaşma,
anlamlandırma alanı bırakan, oyuna
davet eden eserler yaratmaktadır.”
Sanatçının yaşam öyküsü
1971 yılında İstanbul’da doğdu,
Galatasaray Lisesi’nde eğitim aldı.
Yükseköğrenimini Mimar Sinan Güzel
Sanatlar Fakültesi’nde tamamladı. Son
20 yılda İstanbul’da çeşitli sergilere ve
sanat etkinliklerine katıldı. Üniversite ve
liselerde öğrencilerle atölye çalışmaları
yaptı. Eserleri GMK’nin “Yıllık Sergiler”i,
Hafriyat Sanat Galerisi, Piramid Sanat
Galerisi ile Devlet Resim ve Heykel Müzesi
“Gelecek Kuşak-Grafist” sergilerinde
yer aldı. Özel koleksiyonlarda resimleri
bulunan Ahmet Başar, İstanbul ve
Fransa’da yaşamakta ve çalışmalarını
sürdürmektedir.
Solo Sergi Antik Cisterna, Istanbul 2014
Karma Sergi TesisArt / Kurşunlu Han 2022
Solo Sergi Imoga Art Space Kuzguncuk 2023
Solo Sergi Atelier Legault Pouancé Fransa 2024
İrtibat:
@Artbasarahmet
www.basarahmet.com



